Camın kırılgan zarafeti ile yaratılan geçirgen mekanlar

Camın kırılgan zarafeti ile yaratılan geçirgen mekanlar

Tasarımlarında Şişecam markasını tercih eden Autoban Mimarlığın kurucularından Seyhan Özdemir’e, iç mekanda cam kullanımı ile merak ettiklerimizi sorduk. Yanıtların ilginizi çekeceğini umuyoruz, keyifli okumalar…

Camın geçmişinin çok eskilere dayandığını biliyoruz. Bize kısaca camın tarihi ve teknik özellikleri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Cam, tarihi antik çağlara uzanan, doğanın volkanik olaylar esnasında kendiliğinden yarattığı bir malzeme. İlk insan yapımı camın ise M.Ö 3500 yıllarında Mezopotamya ve Mısır’da üretildiği söylenir. İlk üfleme camın mazisi ise MÖ 250’ye dayanıyor. O günden bugüne cam kendine giderek artan uygulama alanları bulmuş. Binalarda ileri kullanım Ludwig Mies Van der Rohe’nin Barcelona Pavyonu ile 1946’larda başlar. Hala çok güzel bir yapıdır. Farmsworth House ile devam eden, duvarların camdan oluşturulduğu etkileyici şeffaf yapılar tasarlanır. Camın, manzarayı mekanın içerisine taşıyabilme potansiyeli, 1949’larda Philippe Johnson’ın Glass House ile üst seviyelere taşınır. Glass House’un başlıca elemanları cam ve çeliktir: 4 duvarı cam olan yapının ortada dışarıdan görülebilen tuğla örülü silindir bir strüktürü bulunur. Yapıya ikonik bir statü kazandırmakta cam önemli rol almıştır. Cam teknik açıdan son derece kırılgan olabilirken, mukavemetli taşıyıcı bir elemana da dönüşebiliyor. Zemin döşemesinde kullanımı aslında birbiriyle uyuşmayan bu iki algının bir arada şaşırtıcı bir deneyimini sunar. Amsterdam’daki Crystal Houses’da camın tuğla olarak kullanıldığını görürüz. Diğer taraftan bir ürün tasarımında camın kullanımı, ürüne camın kırılgan özelliğinin verdiği bir zarafet katar.

iç mekanda cam ve ayna kullanımının sağladığı avantajlar nelerdir?
Autoban’ın tasarım yaklaşımında makro alanda mikro yapılar yaratma var. Büyük ölçekli alanda camdan kütüphane yaratmak, geniş mekan içerisine cam ve çelik konstrüksiyondan bir form oturtmak, camın yarı saydam ve saydam olabilen hallerinden faydalanarak bir cepheyi giydirmek, içerisi için bir gizem oluşturmak, cam tüm bu isteklerimize çözüm olan bir malzeme. İki mekan arasında iletişim kurabilme, akışkanlık hissiyatı verme, varolan mimariyi baskılamadan bir form yaratma imkanları sağlıyor. Mimaride bir diğer önceliklendirdiğimiz bileşen: doğal ve yapay ışık. Camın geçirgenliği ışığı yönetme, etkisini arttırma, kullanıcının deneyimini zenginleştirme anlamında oldukça önemli. Ayna ise dışarıyı içeriye taşımak, mekana derinlik katmak ve iç mekanda odak nokta oluşturmak açısından faydalandığımız bir malzeme. 2016 London Biennale’ine Türkiye adına tasarladığımız enstalasyonda, Osmanlı dönemi mimarisinde sıkça kullanılan tekrarlayan geometrik desenlerden esinlenen sonsuzluk hissini yaratmada Baristol Ayna’dan faydalanıldı.

Aquarius - Autoban
Aquarius

Günümüzde iç mekanlarda cam ve ayna kullanım oranı nasıldır?
Her bir projeye hikaye anlatıcısı gibi yaklaşıyoruz. Mekanı, içinde yer aldığı semti ve müşterinin taleplerini birlikte değerlendiriyoruz. Bu holistik bakış ile mekana aktaracağımız hikayeyi oluşturuyoruz. Ardından bu kurguyu mekana katman katman işlemeye başlıyoruz. Her bir mimari bileşen o kurguyu tamamlayan bir öğeye dönüşüyor. Dolayısıyla Autoban’da cam ve aynanın kullanım oranı proje ile çok ilişkili. Genele baktığımızda ise, camın uygulanabilirlik alanları gittikçe arttı. Günümüz bir mobil iletişim ve bağlantı dönemi. Gelişen dijital teknolojiler sayesinde sürekli bağlantı halinde olduğumuz bir sanal dijital dünya var. Cam, ışık ve sese reaksiyon veren ve bizi bu dünyaya bağlayan sensörleri barındıran ileri teknoloji kaplamalar için çok elverişli bir alt katman malzemesi. Bu gelişen sürekli real-time bilgi alışverişli hayat stillerimiz gittikçe içinde yaşadığımız mekanlara daha fazla yansıyor, dolayısyla cam başka fonksiyonları karşılamak için artan uygulama alanı buluyor. Bunu gözönünde bulundurduğumuzda genel eğrinin yukarıya doğru gittiğini söyleyebiliriz.

Projelerinizde camın uygulanabilirliği aşamasında sorun yaşıyor musunuz?
Autoban, kurulduğu 2003 senesinden beri küçük ve orta boy zanaat atölyeleri ile çok sıkı bir üretim süreci yürütüyor. Fikirden tasarıma ve oradan üretime kadar tüm yaratım aşamalarında kesintisiz karşılıklı iletişim mevcut. Son yıllarda multidisipliner çalışma biçimi olarak tanımladığımız bu ekip çalışmasını aslında Autoban, içgüdüsel olarak kurulduğundan bu yana sürdüren bir stüdyo. Bu ilişki, Autoban’ın olağan malzemelerin sıradışı kullanımlarına duyduğu heyecan ile birleştiğinde keşife dayalı bir yolculuğa dönüşüyor. Yaşanan sorunlar aslında yaratım becerimizi kullanacağımızı fırsat alanları sağlıyor. Bu döngüde ‘sorun yaşıyoruz’ gibi hissetmiyoruz.

Cam başka malzemelerle kombine edilip kullanılabilir bir malzeme mi?
Evet, bu anlamda çok zengin.

Autoban olarak dünya çapında projelere imza attığınızı biliyoruz. İç mekan tasarımlarınızda camı tercih etmenizin nedenleri nelerdir?
Cam, şeffaflığı ve akışkan görüntüsüyle son derece ilham verici. Yalın etkileyici bir duruşa sahip. Yukarıda saydığımız özellikleriyle de birlikte kullanmaya heyecan duyduğumuz bir malzeme. 2014 yılında Glass is Tomorrow kapsamında Şişecam’ın Nude koleksiyonu için, dünyanın en büyük üç cam üretim fabrikasından biri olan ve el imalatı üretimlerin yapıldığı Şişecam’ın Denizli’deki fabrikasında sürahi tasarladık. Büyük keyif aldığımız projelerden biriydi. Cam üfleme sanatını daha yakından keşfetme imkanımız oldu. Keskinlik ve üst düzey zanaat talep eden bir materyel. Cam, katı halden akışkana, akışkandan tekrar katıya geçişinin her aşamasında sonsuz yaratım imkanları sunuyor. Bu proje ile birlikte cam bizim için mimari bir bileşen olmaktan bir ürünün salt malzemesine dönüştü. Ardından sürahinin bardakları da üretildi. Paşabahçe’nin Omnia serisi için cam aydınlatma ünitesi tasarladık. Dış mimaride olduğu gibi iç mimarinin de vazgeçilmez bir parçası.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.